Kapali perdelerin ardinda, pili bitmis bir saatin dört kirk yediyi gösterdigi bir odada bir adam oturuyor. Disarida dünya dönüyor ? insanlar alisveris yapiyor, çocuklar okula gidiyor, mevsimler degisiyor ? ama bu odada zaman durmus. Adam hasta, aranan, gizlenen, unutulan bir adam. Ve düsünüyor: Affetmek mümkün mü? Degilse ? insan öfkesiyle birlikte çürür mü?
"Gölgeden Bakis", Sadakatin Gölgesi serisinin final cildi, bu soruyla açiliyor. Ilk ciltte kurulan dünya ikincide yerle bir olmustu; simdi yikintilarin arasindan ne filizlenecegi sorusu yanitlaniyor. Yilmaz, ne kolay intikama ne de ucuz kurtulusa siginiyor. Önerdigi sey çok daha zor ve çok daha gerçekçi: yüzlesme. Kendi yaptiklarinla, yapamadiklarinla ve affedilmesi imkânsiz görünen seylerle yüzlesme. Çünkü affetmek unutmak degildir ? hakikatle yüz yüze gelmektir. Ve yüzlesmeyen toplumlar, ayni döngüde bogulmaya mahkûmdur.
Bu cildin en sasirtici boyutu perspektif genislemesi. Farkli bir kültürden, farkli bir dilden, farkli bir inanç geleneginden gelen beklenmedik bir karakterin hikâyeye katilmasi, serinin "kapilari kilitlemeyen" felsefesinin en cesur sinavini olusturuyor. Bu karakterin yolculugu, romanin en güzel ve en umut verici sayfalarini barindiriyor. Çocukken ailesinden koparilan Umut ise artik yetiskin bir kadin olarak sahneye dönüyor ? öfkeli, kararli ve babasinin savasini bambaska bir cephede, uluslararasi hukuk arenasinda sürdürmeye hazir.
Gölgebir'in masasindaki emanetler ? bir kitap, bir lamba, mektuplar ? her biri bir insanin, bir yaranin temsili olarak anlam kazaniyor. Bir gece, bir kamera karsisinda, yirmi yilin sessizligi ilk kez bozuluyor. Ve bu konusma yalnizca bir adamin degil, yüz binlerce insanin hikâyesini tasiyor. Hastalik ve iyilesme arasindaki iliski ise romanin en cesur iddiasini barindiriyor: öfke bedeni tüketir, yüzlesme ise iyilestirmeye baslar. Yilmaz bunu mistik bir iddia olarak degil, bir insanin ruhsal ve fiziksel iyilesmesinin iç içe geçtigi bir süreç olarak sunuyor.
Roman büyük bir patlamayla degil, bir pencere açma hareketiyle bitiyor. Yillarca kapali tutulan perdelerin ardina kadar açilmasi, günesin masaya düsmesi, bir adamin disariya ilk kez korkmadan bakmasi. Bu basitlik, serinin tüm agirligina verilmis en güzel yanit. Sonsöz dogrudan okuyucuya sesleniyor: "Gördügünde susarsan, duydugunda sirtini dönersen, bil ki bu defterin bir sonraki sayfasini senin adinla açarlar." Bu kitabi okuyan herkes, artik bir tanik.